1. stajyer grubumuz
7 Eylül 2019

Yabancı Ortam Deneyi

Ainsworth ve arkadaşları, 10 aylık bebekler ile 6 yaş arasındaki çocuklar üzerinde incelemelerde bulunarak önemli bulgulara ulaştı. Yaptıkları deneyin adına “Strange Situation” adını verdiler. Bu isim, tam da bebek ve çocukların yaşadığı şeydi.
İlk başta çocuk ve bakımveren, içi oyuncaklarla dolu olan bir odaya beraber girerler. Çocuk, ortama salınır salınmaz merak duygusuyla ortamı keşfetmeye ve çeşitli oyuncaklarla oynama başlar. Çocuk, ara sıra birkaç adım ötede duran bakıcısına dönerek duygusal yakıt ikmali aldığı görünüyor. Annenin bakışlarıyla “ben buradayım, sen istediğini yapabilirsin” şeklinde onaylayıcı mimikleri, sanki çocuğu harika hissettirdiği anlaşılıyor. Çocuk araştırıyor ve oyuncaklarla ilgileniyor. Birkaç dakika sonra ortama bir yabancı katılır ve anneyle tanışma diyaloglarından sonra çocukla oyun oynamaya başlar. Çocuk ve yabancı arasında bir iş birliği olduğu görünüyor. Tam bu esnada bakıcı (anne) haber vermeden odadan dışarı çıkıyor. Çocuk bunu protesto ederek annenin arkasından kapıya doğru yöneliyor; ağlıyor ve sızlandığı görünüyor. Yabancının çocuğu kucağına alarak yatıştırma çabası, çok kolay işe yarıyor ve çocuğun kaygısı hafifliyor. Çocuk bir müddet yatışmakla beraber bu durum uzun sürmüyor. Tekrar anneyi istiyor ve yeniden sızlanıyor. Birkaç dakika sonra anne tekrar içeri giriyor. Çocuğun yatışması çok ani oluyor ve merkez üsse kavuşmanın coşkusu yüzüne yansıyor. İşte şimdi ikisi etkileşime geçmişken yabancı doğrudan odadan çıkıyor. Yabancının odadan çıkması çocuğu pek ilgilendirmediği görünüyor. Çocuğun tekrar oyuncaklarla oynaması hiç zor olmuyor. Çocuk yatışmış ve oyuncaklarına dalmışken birkaç dakika sonra bakıcı (anne) tekrar gideceğini çocuğa söyleyerek dışarı çıkıyor. Çocuk annenin bu fikrine ağlamayla cevap veriyor. Yeniden kızıyor ve ağlıyor. Bu sefer çocuk odada yalnızdır. Görüldü kadarıyla çocuğun protestoları bu sefer daha şiddetlidir. Ağlaması ve kızması devam ediyor. Kısa bir süre sonra yabancı içeriye giriyor. Çocuğu kucağına alıyor ve yatıştırmaya çalışıyor. Yabancı, çocuğa güven vermeye ve annenin kısa bir süre sonra geleceğini söylüyor fakat bu yatıştırma çabaları nafiledir. Çocuk ağlamaya ve sızlanmaya devam ediyor. Nitekim odaya bu sefer bakıcı (anne) da katılıyor. Çocuğu kucaklıyor ve sakinleştirmeye çalışıyor. Ainsworth, çocukların verdiği tepkilere dayanarak bazı bağlanma örüntüleri tanımlıyor. İlginçtir ki bakıcılarıyla “güvenli bağlanma” oluşturmuş bebekler laboratuvar ortamındaki ayrılıkları daha fazla protesto ediyor. Cennetin bir an olsun bile yitirilmesi çocuk için acı verici bir deneyim oluyor. Yine de deneyde en vurucu gözlem “ayrılık tepkileri” değil, çocuğun anneyle (cennetle) buluşma anları oluyor. Bu kavuşmada çocuk ayrılık kaygısını çok çabuk tolere ettiği ve tekrar keşif ve merak duygusuyla ortamda araştırmalar yapabildiği anlaşılıyor. Ainsworth aynı zamanda güvensiz bağlanmanın 2 alt tipini tanımladı. Yabancı ortam deneyine göre bazı bebeklerin de ayrılmaya karşı diğerlerine kıyasla bariz bir şekilde daha az üzgündü. Anneyle kavuşma anlarında temas kurmakla daha az ilgileniyorlardı. Bu deneyde çocukların %21’i “kaçıngan bağlanma” örüntüsünü ortaya koydu. Güvensiz bağlanmanın bir diğer alt başlığı olan “ikircikli/dirençli bağlanma” örüntüsüne sahip bebekler veya çocuklar ise ayrılmalarda daha az keşif yaptılar ve açık bir şekilde daha fazla stres yüklüydüler. Çocukların cennetle kavuşma esnasında sakinleşmeleri zor görünüyordu ve buna bağlı olarak “tekmelemek ve sırtlarını kamburlaştırmak” gibi çocukların ikircikli davranışları vardı. Bütün bunlar, orijinal örneklemin %13’ünü oluşturuyordu. Daha sonra Ainsworth’ün öğrencisi “düzensiz bağlanma” adıyla dördüncü bir bağlanma stili tanımladı. Bu örüntüye sahip bebekler kavuşma esnasında anlık olarak korkuya kapılıyordu. Bazıları önce yaklaşıyor sonra şaşkın bir şekilde geri çekiliyordu. Tüm bu güvensiz bağlanmaların alt tipleri; çocuklarda önemli bir kayıp, travma, istismar ve ihmal olduğu gerçeğini gösteriyordu. “Yabancı Ortam Deneyi” ile bebeklerin bağlanma örüntüleri ne olursa olsun yetişkinlikte de bunların kendilerini tekrar ettikleri yeni araştırmalarla desteklenmiştir. Fakat bu örüntülerin kalıcılığı bir alın yazısı değildir. Bizler her an bu örüntüleri fark edebilir ve psikoterapi ile bunları uyumlu hale getirebiliriz.

 

Paylaşmak önemsemektir!

Hasan DEMİR
Hasan DEMİR
Uzm. Kln. Psk. Hasan DEMİR İstanbul Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık bölümünü bitirdi. Master eğitimini İstanbul Ticaret Üniversitesi Uygulamalı psikoloji alanında çocuklarda öfke çalışmasıyla 2010 yılında tamamlamıştır. 2016 Yılında Yakındoğu Üniversitesinde Klinik Psikoloji alanında “Ergenlerin duygusal zekâları ve öfke düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi” çalışmasıyla klinik psikolog unvanını almıştır. Eğitim kurumlarında uzman danışmanlık, psikoloji yayınlarında danışmanlık, özel eğitim kurumlarında danışman olarak çalışmalar yapmıştır. Bireysel Psikoterapi, Yetişkin, Çocuk ve Ergen Terapisi, Aile ve Çift Terapisi, Farklı gelişen çocuklar ve Travma alanlarında birçok eğitim alan Hasan Demir, Psikoterapi çalışmalarına İstanbul’da devam etmekte olup Avusturya’da Sigmund Freud üniversitesinde Doktora programına devam etmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.