Kuş Sesi
24 Mayıs 2019
Psikoterapiden kopma (drop out)
7 Eylül 2019

Psikoterapide dönüm noktası: ilk görüşme

(Bu yazı, tamamıyla bir “canlandırma” olup Narsisistik bir yapılanma ile terapist arasındaki ilk görüşmeyi içerir.)

 

H: Psikoterapist Hasan DEMİR
Ş: Psikolog Şahin VURAL
S: Stajyer Öğrenci

 


“…
Ş: Klinik gözlem nerede, nasıl başlar ve ilk görüşme nasıl yapılır?
H: Bazı terapistler salona gidip danışanını kendileri çağırır, bazıları da asistanlarına çağırtır. Ben ise genellikle kendim çağırırım. İlk izlenim, bekleme salonunda başlar ama eğer daha önce telefonda konuşulmuşsa, oradaki ilk temas da önemlidir. Fakat asıl hikaye, ilk karşılaşma anındaki merhabalaşmayla uzatılan elle başlar. Hangimizin daha önce elini uzattığından tutun da, danışanın elimizi bırakana kadar geçen sürede meydana gelen tüm hadiseler, örtük bir şekilde çok fazla bilgi içerir. Danışanın; bize elini ne kadar uzattığı, elimizi nasıl tuttuğu, nasıl kavradığı, ne kadar kavradığı, ne kadar sürede kavradığı, ne kadar sıktığı kendi hikayesini özetler niteliktedir. Bunların hepsinin bir psikodinamik nedenselliğinin olduğunu düşünürüz.

Tabii ki bunları daha ilk görüşmede, o an yorumlamak ve bunun üstünde tartışmak teknik açıdan hatalı olacaktır. Örneğin, “Sizin elinizi sıkarken çok gevşek hissettim, bunun anlamı üstünde biraz konuşalım mı?” demiyoruz; o anda olup bitenleri anlamaya çalmalıyız.

– Örneğin, Şahin bey ile el sıkışalım (el sıkışılır…)

Benim bu elden anladığım, fazlasıyla bir alçakgönüllülüğün olması. Bir insan aşırı derecede eğiliyorsa, bunun tersi de mümkün olabilir.

Eğer gizli bir narsisizm söz konusuysa aşırı derecede mütevazı, saygılı davranır. Çizginin diğer tarafında olan grandiyöz yapıya da her an geçebilir.
Ş: Peki ne zaman geçebilir?
H: Siz, bir kırılma/incinme yarattığınız zaman geçebilir. Bir de şunu vurgulamamda yarar olacaktır. Siz ileride birer psikolog ve psikolojik danışman olacaksınız. Sizin işiniz teşhis koymak olmamalı. Zaten psikologların, psikolojik danışmanların işi teşhis koymak değildir. DSM-bütün yönleriyle bileceksiniz fakat oradaki yazılanlara harfi harfine hareket etmemelisiniz. Sizin gözlemleriniz de önemlidir. Tabi sistemlerin hepsini bilmemiz gerekir örneğin, DSM-5’in teşhisi ile dinamik terapinin teşhisi birbirinden farklıdır; Borderline yapı ile dinamiğin Bordeline yapısı birbirinden farklıdır.

Psikoloji terminolojisini ve DSM-5’in bütün sistemlerini bilmeniz, belki ilk seansta karşılaşabileceğiniz durumları anlamanız konusunda yordayıcı olabilir. Ben genelde, danışanlarım terimsel bir kelime kullandıklarında “anlamadım, bana biraz açıklayabilir misiniz”, diyorum. İnsanın “bilmiyorum” sözcüğüne verdiği tepki çok anlamlıdır. Bu aşamada verdiği tepki de kişilik örüntüsü hakkında önemli ipuçlar içerebilir.

Narsisistik bir kişilik örgütlemesine sahip bir yapıya “Bilmiyorum” dediğiniz zaman, “gerçekten mi?” diye sorgulayabilir. Bu durum bile Narsisistik danışanda bir kırılma/incinmeye sebep olur. Çünkü narsisistik bir yapı incinmeye karşı toleransı düşüktür ve sizi kendisinin bir uzantısı, devamı olarak gördüğü için sizin bilmeniz gerekir. Siz onun terapistisiniz bundan ötürü onunla ilgili her şeyi bilmeniz gerekir. Kuramların hepsini öğrenmem ve tüm psikoloji kitaplarını da okumuş olmam gerekir..

Kendilik Psikolojisi kuramı, Narsisistik yapılanma üzerine daha çok eğilmiştir ve Narsisizmi ön plana çıkaran kişi ise bu kuramın kurucusu olan Heinz Kohut’tur. Bu bilim insanı, insanların kırılmaları üzerine yoğunlaşır ve kırılmalar onarıldığı zaman insanların yeni bir kendilik inşasına doğru yapılandığını söyler.

Şu an aramızda bulunan meslektaş adaylarıma espri yaptığımda bazılarınız geri çekilecek, bazılarınız öfkelenecek ve bazılarınız da gülecektir. Aynı olan bir espriye neden farklı farklı tepkiler verilir sizce? Espri aynıyken hepinizin gülmesi gerekmez mi?  Hepinizin verdiği farklı tepkiler, çocukluk hikayenizle ilişkisi kurulabilir.

Peki, meşhur bir tabir vardır bilirsiniz “çocukluğuna inmek” diye. Daha ilk görüşmede inmemiz gerekiyor mu? Hayır; zaten o çocukluk ve travması karşınızda olacaktır. Bunu, insan insana bir nonverbal iletişim biçimi olan el sıkışmayla da hissedebilirsiniz. Tabi bunun ancak zamanla ve tecrübeyle mümkün olabileceğini unutmayın. Şimdi canlandırmaya geçelim.

(Ş, tekrar dışarı çıkar ve kapıyı tıklatarak içeri girer). Merhaba.

H: (el sıkışılır) Hoşgeldiniz.

Ş: Hoşbulduk, nereye oturayım?

H: İstediğiniz yere oturabilirsiniz.

– Bizler bir psikoterapist olarak onun nereye oturacağına dair bir merak içinde olmalıyız. Gördüğünüz gibi, terapist koltuğunun karşısında tekli koltuk ile birlikte çifli koltuk da var. Kişiyi birinde karar kılacağı ana kadar izlemeniz gerekir. Çünkü tekli koltuğa da, çiftli koltuğa da oturması bir anlam ifade eder. Gördüğünüz gibi bu koltuklardan birisi bana daha yakın öbürü ise nispeten uzaktır.

(Ş, etrafını süzerek terapiste yakın olan koltuğa oturur…)

H: Evet, hoş geldiniz.

Ş: Hoşbulduk, nasılsınız hocam?

H: Teşekkür ederim, nasıl yardımcı olabilirim?

Ş: Evet hocam, insanlar beni anlamıyorlar, bütün iyi niyetlerime rağmen beni anlamıyorlar. Mesela geçenlerde bir olay oldu, size anlatayım mı anlatmayım mı kararsız kaldım ama…

(H, konuşmayı durdurur)

Şimdi ilk görüşmede genellikle sorunu tanımlamaya çalışmalıyız. Var olan sorun, nasıl bir sorundur? Kişinin kendisinde tarif ettiği sorun nedir? Sorun nerede başlamış, nasıl başlamış? Bu gibi soruların cevaplarını anlamaya çalışmalıyız.

Ş: Beraber çalıştığım bir hocam var ve çalışmalarımızda yardımcı olsun diye bir tripod sipariş ettim. Bu arada tripod ne demek biliyor musunuz?

H: Biraz açıklar mısınız, bilmiyorum.

Ş: Fotoğraf veya video çekmek için kullanılan bir sabitleyicidir.

H: Evet, burada duralım. Şimdi neler olup bittiğine beraber bakalım. Tripod gibi nesneyi bilmediğimi düşünerek sözüm ona beni aşağı çekmeye çalışıyordu. Narsisistik yapılanmanın içinde bir bonsai ağacı var gibidir ama dışarıdan dev bir çınar gibi görünür. Bu durum da narsisistik yapısından ileri geliyordu ve bu narsisistik yapı hayatının her yerinde bir şekilde kendini gösteriyordu ki burada da kendini gösterdi. Çünkü ne davranışlarımız ne de düşüncelerimiz elimizdedir. Bunlar otomatik işleyen süreçlerdir. Ta ki bir gün kendimiz için değişime karar verene dek.

S2: Sözcük (tripod) ingilizce olmalı. İngilizce de bilmiyorsunuz diyor o halde.

H: Aslında bu seans koltuğuna oturduğum zaman hiçbir şey bilmiyorum. Benim işim kişinin dediklerini merak etmek. Belki diyeceksiniz tripod, tripoddur. Hayır, çünkü bazen bir tripod, tripod değildir. Ben merak etmeliyim, belki tripod onun için başka bir anlama geliyordur. Ben kendi kafamdaki anlamlara göre her zaman olaylara bakmamalıyım. Asıl işlevi fotoğraf çekmeye yarayan bir tripod, beni aşağılama aracı haline gelebildi. Fark ettiniz mi şu an bir tripod üzerine dakikalarca konuşabiliyoruz ve canlandırmamızın hala birinci dakikasındayız. Dolayısıyla size verilen her türlü anlamlı malzemeyi yakalamanız gerekir. Bir dakika üzerine 20 dakika konuşabiliriz. Bu canlandırmamızı ileride videoya çekebiliriz ve aşama aşama videonun sahnelerini izlediğimizde ayna nöronlar vasıtasıyla birbirimizle nasıl bir döngüsel ilişkide olduğumuzu ve biribirimizi saniyeler içerisinde nasıl değiştirdiğimizi görebilirsiniz. Şu an benden danışana, danışandan bana bir şeyler geçiyor, bu ilişkidir ve terapi böyle gerçek bir ilişkiyle devam eder. Terapi ancak gerçek bir ilişki üstünden ilerleyebilir. Belki siz fark etmediniz ama Şahin Bey’in canlandırdığı bu yapıya göre daha kapıyı tıklatıp odaya girdiğinde, bana yöneltilen aşağılama duyguları vardı. O saniyedeki fraktal yapı, danışanın hayatındaki her bir noktayı özetleyen yapı olabilir ki bu durum da kendini tekrar edecektir (Evet, devam edelim…).

Ş: Tripod bir işim için bana lazım oldu, aslında çokta önemli bir şey de değildi ama yine de bir işim için kullandım. Hocamın neden bu kadar kızdığını anlayamadım.

H: Anlamadım, nasıl kızdı size?

Ş: Neden izinsiz kullanıyorsun, dedi. Bende anlamadım nasıl yani, dedim. Tripodu aldım ve kullandım işte.

H: Tripod kime ait?

Ş: Hocaya ait ama…

H: Arkadaşlar, bu bir müdahaledir. Narsisistik yapıda tanımlamaya doğru gitmelisiniz. “Tripod kime ait” deyip öğrenmeye çalıştığınızda aslında kişiye “daha da açıkla, daha da açıkla” diyorsunuz. Narsisistik yapıdaki birini yüzleştirmemeniz gerekir. Eğer kişi yüzleşmek için hazır değilse bu kendisinde büyük bir kırılmaya yol açabilir. “Anlamadım,tripod size mi ait, yoksa hocanıza mı?” derken, kişi iç dünyasına gidip, bir cevap bulacaktır. “Benim değil hocanın” cevabını içinde bulacaktır ama bunu ilk başlarda itiraf etmek ağır gelse de bu durum içgörü için bir başlangıç niteliğinde olabilir.

Ş: Tripod hocanın ama benimde sayılabilir, neticede o kadar birlikte çalışıyoruz, anlamadım neden bu kadar kızdığını.

H: Yani siz onun için o kadar önemli işler yapıyorsunuz ama onun eşyasını kullandığınız için size çok kızdı ve bu sizi üzdü.

Ş: Evet, kesinlikle. Küçücük bir tripod için kızılır mı, nedir ki bir tripod?

H: Şimdi aşağılamayı görüyor musunuz? Az önce tripod dünyanın en harika aletiydi, şimdi ne oldu? Küçücük bir tripod. Nasıl da devalüe ediyor… Sevgili arkadaşlar, buradaki sistemi fark etmenizi istiyorum. Şimdi burada önemli olan şu ki bütün bunlar olurken ben de bunlarla birlikte kendimi aşağılanmış ve değersizleşmiş gibi mi hissediyorum? Yoksa o anda bana yöneltilenleri kabul edip ona olgunlukla geri mi gönderiyorum? Heinz Kohut, buna “dönüştürerek içselleştirme” der. Evet, Şahin Bey, sonra ne oldu, devam eder misiniz?

Ş: Yani kızdı, anlamadım ki neden öyle tepki verdiğini. “Neden kullanıyorsun benden izinsiz”, dedi. Ben de çok şaşırdım. Normalde böyle şeylere denk gelmedim onda, ilk defa küçücük bir şey için bu kadar sorun yaptı, ben de tam anlamadım.

H: Arkadaşlar fark ettiyseniz ben aşağı indikçe Şahin Bey yukarı çıkmaya başlıyor. Bilerek O haklıymış gibi davranınca daha çok açıklıyor. Hocam nasıl yapacağız? diyeceksiniz belki, siz ileride işinize başladığınız zaman görüşme teknikleri konusunu çok iyi bilmelisiniz. Bunun yanında rehberiniz olan süpervizörle de vakanızı ilerletmelisiniz. Seans odasına ilk girdiğinizde bir miktar kaygı normaldir, eğer kaygılanız hiç yoksa bir sorun vardır demekdir. Bu konudaki kaygınız da motivasyonunuz da danışanınıza “yeterince” yardımcı olmakla ilgili olmalıdır. (Şahin Bey’e dönülür…)

Şimdi bazı sorularım olacak size, anlıyorum, çok kızıp üzülmüşsünüz ama sizi daha çok tanımak istiyorum ve merak ediyorum. Önce buraya nasıl geldiniz? Tavsiye üzerine mi geldiniz yoksa internetten mi bulup geldiniz?

Ş: Uzun süredir terapiye gelmeye niyetim vardı. Bir arkadaşıma sordum, iyi bir terapist biliyor musun, diye. O da bana sizi önerdi.

H: Arkadaşlar fark ettiniz mi “iyi bir terapist” derken ki vurgusunu. “Bir terapist” demiyor, “iyi bir terapist” diyor. Şimdi diyeceksiniz ki herkes iyi  bir terapiste gitmek ister. Fakat oradaki iyi vurgusu, “yeterince iyi” değildi. Fazla duygu yüklenmiş bir “iyi” vardı.  (devam delim…)

Ş: Bana Hasan Demir adında bir kişiye gidebileceğimi söylediler. Ben de sizi internetten araştırdım, beğendim ve geldim. Bu arada hocam yeriniz gerçekten güzelmiş fakat duvarların rengi başka bir renk olabilirdi, o zaman daha güzel olurdu.

H: Yani renkleri beğenmediniz?

Ş: Evet, bu renkler odaya olmamış gibi.

H: Arkadaşlar, durum aslında danışanın kendi iç dünyasıyla ilgilidir. Az önce beni övmüştü. Onun övgüsüne karşılık sakin davrandım. Şimdi ise sözümona eleştiriyor ve  benim eleştirime nasıl tahammül edecek diye düşünüyor. İşte siz ruh sağlığı profesyonelleri adayları olarak hem eleştiriye hem de yergiye karşılık sakin bir edayla cevap verebilirseniz, etkin bir şekilde dinlerseniz ancak beraber tüneyebilirsiniz (Daniel Stern). Böylece danışanınızın zihninde yeni sinapsların oluşmasını sağlayabilirsiniz. Şu an bu yaptığımız her ne kadar bir “canlandırma” olsa da hikayeyi kendimiz kurguluyor ve yarattığımız hikayenin rolleri de kaynağını bilinçdışımızdan alıyoruz. Bu kurgu ve rolleri “içimizden” çağırıyoruz. Tüm bu aşamada danışanınızın hem içini hem de dışını izlemelisiniz. Kişinin giyimine, özbakımına, postürüne bakmalısınız. Mesela şu an karşımda oturan danışanımız (Şahin Bey) güzel giyinmiş, özbakımı yerinde duruyor. Bunun yanında kişinin kullandığı kelimeler ve kelimeleri ifade ediliş şekli nasıldır? Düşüncelerinde uçuşmalar var mı, içinde olduğumuz tarihi biliyor mu, kliniğe gelirken nasıl geldiği konusunda iyi bir yol tarifi verebiliyor mu, psikotik yapısı var mı, kişi bipolar mı, şizofren mi, nevrotik mi? Tüm bunların ne anlama geldiğini bilmeniz gerekir. Çünkü daha sonra o danışanla çalışıp çalışmama konusunda karar vereceksiniz. Aynı şekilde danışan da ilk görüşmede sizi beğenmeyebilir ve devam etmek istemeyebilir. Bu normal bir şeydir. Ben genellikle tüm nevrotik danışanlarımla çalışırım ama eğer danışanımda bir psikotik belirti varsa bir psikiyatr arkadaşla beraber destekleyici çalışırım. Bir psikotik tablo söz konusuysa bir psikiyatr arkadaş görmeden terapi yapmamız çok zorlaşacaktır. Ruh sağlığı aynı zamanda bir ekip işidir. Bir kişiye öncelikle farmakolojik bir tedavi uygulanması gerekiyorsa bu konuda onları yönlendirmelisiniz. Sizin öğrenmeniz gereken daha çok “nerede ne yapmayacağınızı bilmek” olmalı. Zaten hepinizin şu an burada bulunmasının nedeni bir şeyler öğrenmek, yani bir şekilde ne yapacağınızı zaten öğreneceksiniz. Ama ne yapmamanız gerektiği konusu çok önemlidir. Bununla birlikte “Hocam bence seanslarınız bir saat olması lazım“ gibi durumlarla karşılaşma ihtimaliniz  de olabilir. Sizce bu neden istenebilir?

S1: Seans süresi yetmemiş olabilir.

S2: Bir üstünlük sağlanmak isteniyor olabilir.

S3: “O kadar para veriyorum” şeklinde düşünüyor olabilir ve kırk beş dakikayı az görmüş olabilir.

S4: Kişi seansta kendisini iyi hissettiğinden ötürü daha fazla kalmak istemiş olabilir.

H: Evet arkadaşlar, dediklerinizin hepsi muhtemeldir. İlk seansta siz bir çerçeve oluşturuyorsunuz değil mi? Bu çerçevenizde hem sizin ne yapmanız gerekenler hem de danışanınızın ne yapması gerekenler bellidir. Siz bunları en başta konuşup belirlemişken ve başta süre dahil her şeyin sınırını net çizmişken “Siz ilk seanstan beri bana bir çerçeve ve sınır koydunuz. Ben de bu sınırı bozmak ve delmek istiyorum” anlamına da gelebilir.

S3: Hocam bir şey sormak istiyorum, ilk seanstan önce bir öngörüşme yapılıyor mu?

H: İlk seansın adı ilk görüşmedir zaten. İlk görüşmeden önce de bir öngörüşmeyi nasıl yapacaksınız ki? Zaten kişi sizden randevü alarak görüşmeye geliyor ve ilk görüşmenin ücretini ödüyor. Bir de ayrı bir ücreti öngörüşme için mi ödesin ve bu durumun farklı bir adı mı olsun? Olsa dahi ne konuşacaksınız?

S3: Hayır, öngörüşmeyi ücretsiz olarak yapmaktan bahsediyorum.

H: Ne demek istediğinizi anladım ama ilk görüşmeden önce bir öngörüşmeyi ne amaçla yapabiliriz ki? Gerek var mı buna? İlk görüşmede ücret konusuna gelince, siz hiç markete gidip domates almak istediğinizde kasanın üstünde “domatesler ücretsizdir” yazısını gördünüz mü? Hayır. Siz bir profesyonel hizmet sunuyorsanız hakkınız olanını almalısınız. Tabi yine de bazı terapistler ilk görüşmeyi ücretsiz olarak gerçekleştiriyorlar. Psikanalistler genelde ücretsiz yapar ama onlar analizanın divana uzanacağı gözüyle bakarlar. Çünkü psikanaliz, biraz araştırma ve bilgi isteyen bir konudur. Bir kişi psikanaliste gitmişse ayrıntılı olarak neyin ne olduğunu bilerek gitmiştir. Çünkü psikanaliz ciddi süreçtir ve haftada en az 3 gün analize girersiniz. Fakat ben ilk görüşmede de ücreti alırım çünkü yaptığımız iş profesyonel bir iştir. Ben böyle çalışırım. Evet, devam edelim. Doğum yeriniz ve tarihiniz?

Ş: Gaziantep doğumluyum. 1990 yılında doğdum.

H: Buraya bakmanızı istiyorum arkadaşlar, ben doğum tarihini sordum, o ise sadece yılını verdi. Şimdi benim hipotezler kurmam gerekir. İlk aklıma gelen bu aile sisteminde günler ve ayların önemi yok mu? Ya bu ailede doğum günleri kutlanmıyor, önemsenmiyor ya da gerçekten Şahin Bey doğum tarihini bilmiyor. Kaç olasılık varsa hepsini düşünmek zorundayım. En azından düşünebildiğim kadar.

S2: Şahin Bey Gaziantepliyim dedi. Ben de Vanlıyım, doğum tarihleri geniş ailelerde pek önemsenmez. Bundan ötürü olabilir.

H: Buradaki sistem şu: Şahin Bey’in doğum tarihini gün, ay ve yıl olarak söylememesi, terapi ilerledikten sonra aile içerisinde “fark edilmemiş olmasına”dönüşebilir. Muhtemelen terapi de bu noktalar etrafında ilerleyecektir. Tabii siz ilk görüşmede sorularınızı sorup geçeceksiniz. Danışanın size verdiği yanıtlardan gelen bilgileri cebinize koyup terapi ilerlediğinde bunların anlamları üstünde konuşmalısınız. Şu an tüm düşündüklerimiz birer hipotez. Bunlar doğruı da çıkmayabilir fakat hipotezlerimin kaynağı da hipotezlerimin doğru cevapları da karşımda oturan kişinin içindedir. Benim tüm hipotezlerim tutmayabilir. Bazısı tutabilir. Hepsi de tutabilir. Ama siz şunu net olarak bilmelisiniz: “Siz kendi hipotezlerinizi danışanlarınıza yükleyemezseniz”. Bu teknik bir hatadır. Siz terapide o an neler oluyor, ona bakmalısınız ve buna göre yürümelisiniz (Evet, devam edelim).

H: Kiminle geldiniz buraya?

Ş: Tek başıma geldim.

H: Arkadaşlar bu sorunun önemi, kişinin bireysel olup olmadığını öğrenmeniz içindir. Kişinin kardeşiyle, kocasıyla veya hanımıyla, ebeveynleriyle gelmiş olmasını önemsemek gerekir. Kişi bağımlı mı, bağımsız mı, bireyselleşebilmiş mi yoksa hala ilk aylardaki gibi bir sembiyoz halinde mi? Bunların hepsini not almalısınız (Devam edelim).

H: Eğitim durumunuz?

Ş: Ben üniversite mezunuyum.

H: Hangi bölüm?

Ş: (Biraz duraklamadan sonra) Coğrafya öğretmenliğini okuyorum.

H: Şimdi anal sadistik bir karakter yapıyı da gösterebilir, her şeyi ben sorunca bu durum bir süre sonra kişiye ağır gelebilir. İstediğiniz zaman cevap vermeyeceğim diyor. Bu sadece bir hipotez. Kişi başka bir şey dinlerken dikkati yoğunlaşmış da olabilir. Anal sadistik yapıyı biliyor musunuz arkadaşlar?

S1: Daha tutucu oluyorlar.

H: Klasik Psikanalitik görüşe göre libido gelişiminin iki ve dört yaşları arasında gerçekleşen evresidir. 2 veya 3 yaşındaki çocuğun, annenin çocuğuna tuvaletini yap dediği ama çocuğun yapmaması ve bu hikayeyi hayatının her noktasına taşıması anlamına geliyor. Çevrenizde vardır, bazen bir arkadaşınızdan not istediğinizde notunu paylaşmak istemez. Ben Şahin Bey’e bir soru sordum ve beni geciktirdi. O anda ihtiyacım olanı vermeyerek çocukluğunda ondan zorla bir şeyler istenmiş olmasına bir tepki geliştirmiş olabilir. Bu durum kesinlikle böyledir demiyorum, tekrar edeyim bu sadece sizin hipotezlerinizdir. Şimdi çocuğa ait olup vermeyerek tutabileceği tek şey tuvaletidir. Çocukken zorla ve katı bir şekilde tuvaletini yapmasını isteyen bir ebeveynle başlayan durum, çocuğun hayatının ileriki dönemlerinde ondan bir şey istendiğinde daha tutucu davranmasına sebebiyet verebilir. Örneğin bazen sorulara geç cevap verecektir, bazen yanlış cevaplar verecektir, bazen eşyalarını vermek istemeyecektir, bazen not vermek istemeyecektir. Yani tutacaktır. (Devam edelim). Medeni durumunuz?

Ş: Bekarım.

H: Bu kısma beraber bakalım arkadaşlar. Nasıl cevap verdiğini farkettiniz mi? Bakın nasıl söyledi, “Bekarım!..” Yani “Off hocam bununla uğraşamam şu an” der gibiydi değil mi? Ben böyle hissettim onun sesinden. Şahin Beyin prozodiyle bunu çok önemsemediğini anladım. Evet,

H: Bazen size ulaşamayabiliriz. Size ulaşmamız için birinin bilgilerini verebilir misiniz?

Ş: Yani annemin iletişim numarasını verebilirim.

H: Bu da iç dünyasında en çok kendisine yakın hissettiği kişinin bilgisini bize verebilir. “Madde kullanımınız var mı?”

Ş: Hayır, yok.

H: Arkadaşlar bu soru çok önemli. Alkol, esrar, eroin, kokain… Çünkü kokain içen bir insanla terapi sürdüremezsiniz. Hele hele eğer bu yolun başındaysanız çok zorlanırsınız ve yapamazsınız. Madde kullanan bir kişinin önce maddeden arınması gerekir. “Geçmişte geçirdiğiniz bir hastalık oldu mu?”

Ş: Ciddi bir şeyin olduğunu hatırlamıyorum.

H:  Arkadaşlar örneğin astım, bronşit… gibi hastalıklar size başka şeyler de düşündürtmelidir. Astım neden olur?

S3: Alerji.

H: Aranızda astım olan var mı?

S4: Çocuklukta vardı.

H: Tamam. Astım, bronşit gibi durumlarda yani temizlik takıntısıyla ilgili olan hastalıklarda “Evde mükemmeliyetçi olan kim?” diye düşünebilirsiniz. Mükemmelliyetçilikle birlikte evde kontrolcü bir mekanizmanın da olabileceğini düşünmek gerekir. “Hocam bu kadarı nasıl zihinde kalır?” diyeceksiniz. Kalmalı. Sizin işiniz bu çünkü. Siz ruh sağlığı profesyoneli olacaksınız. Eğer zihninizde tutamıyorsanız seans bitiminde not alabilirsiniz. Sizin seans anında dağılmamanız gerekir. Çünkü danışanla terapötik ittifak kurulmadan dağılmanız ciddi teknik hatalara yol açacaktır. Bir danışanınızın anlattıklarını başka bir danışanınızın bilgileriyle karıştırmamanız gerekir. Danışanınız zaten seans anında dikkati dağılabilecektir. Siz de o an kiminle ne konuştuğunuzu karıştırırsanız olmaz.

S1: Hocam seanslarınızda ses kaydı veya görüntü kaydı alıyor musunuz?

H: Hayır, almıyorum

S5: Neden almıyorsunuz?

H: Ben almıyorum tabi siz isterseniz alabilirsiniz, kişiden kişiye değişiyor bu. Tabi bu konuyla ilgili danışanınızdan izin almanız gerektiğini bildiğinizi kabul ediyorum. Çünkü bizim mesleğimizde danışanlarımızın mahremiyeti her şeyin üstündedir ve her şeyden önce gelir.

S5: Sadece danışanımıza sorup alacaz değil mi?

H: Tabi tabi, izin aldıktan sonra ses kadı veya görüntü kaydı alabilirsiniz. Bunu ne için yaptığınızı da açıklamak zorundasınız.

S6: Danışanımız izin verse bile kendini değiştirmeye çalışabilir mi acaba, görüntü veya ses kaydı alınırken?

H: İsminiz neydi? Sizlerle yeni tanıştım ama hepinizin ismini aklımda tutamadım.

S6: Hanife Zeynep.

H: Şöyle ki, insanoğlu bilinçdışını ancak öretebilir. Örtülen bir şeye baktığınızda orada bir şeylerin olduğunu görürsünüz değil mi? Rol yapsak bile bilinçdışı bir şekilde dil sürçmelerle, rüyalarla gün yüzüne çıkacaktır. “Net ve açıklayıcı olmanız, seanslarımız içısından önemli katkılar sunacaktır.” diyebilirsiniz danışanlarınıza. Ama danışanın yalan söylemesini her zaman yalan olarak değerlendirmemeniz gerekir. Kişi belki açıklamak istediği şeye hazır değildir, açıklamak istediği konuya yaklaşırken teğetsel geçiyordur. Size anlatılan şeyin doğru olmadığını bilseniz bile kişiyle birlikte bunu konuşmaya devam edebilirsiniz. Neden biliyor musunuz? Belki bir süre sonra kişi “ben ne anlatıyorum ya!” ihtimali için. Demese de henüz hazır değildir buna. “Bunlar doğru değil, yalan söylüyorsun” şeklinde bir yaklaşımınız söz konusu olmamalı. Siz ruhsağlığı uzmanı olacaksınız, bir ebeveyn veya başka bir şey değil. Kişiyi alabildiğine anlamaya çalışmanız gerekir. Eğer kişi ağır bir narsisistik yapılanmaya sahipse gerçeğin yerini doğru olamyan bilgiler almış olabilir. Kişiyi kavramanız ve onu anlamaya çalışarak durumu daha çok netleştirmeye çalışmalısınız. Konu netleştikçe, netleştikçe kişi içine dönerek asıl malzemeye doğru bir yol almaya başlayacaktır. Asıl malzemeye yaklaştıkça eğer dayanabilecek ego kapasitesi varsa, kişi içindeki o ateşe dokunur. Zaten önemli olan durum, kişinin yalan söylemesi değil, neden yalan söylemesidir. Elinizi yakacak bir ateş (gerçeklik) varsa bundan kaçınmanız kadar doğal bir şey ne olabilir? İnsanlar buna “yalan” diyebilir fakat siz illaki bir isim koymak istiyorsanız buna “savunma” diyebilirsiniz. Sizin kapsayıcılığınız (Daniel Stern) ve danışanınızın gayreti oldukça bu yangına beraber müdahale etmek mümkün olacaktır. Eğer siz danışanınızın travmasının farkındaysanız travmasını anlatması için kendisini konuşmaya zorlamamalısınız. Gerektiğinde beklemelisiniz, beklemelisiniz. Gerekirse 1 yıl beklemelisiniz. Kişi ilk başta anlatıp anlatmama konusunda bocalamalar yaşayabilir, güvenmek konusunda tereddütler hissedebilir. Ama siz beklemelisiniz. Yaptığımız işin gerçekten çok kutsal bir iş olduğunu asla unutmayın. Çünkü danışanlarımız bir bakıma bu odayı bir umut olarak görüyorlar ve paralarını biriktirip geliyorlar. Harçlıklarını biriktirip seans odasına gelecek üniversite öğrencileri görebilirsiniz. Bundan ötürü eğer terapi işini ciddiye alıyorsanız, ve (terapiye) inanıyorsanız gerçekten yapabilirsiniz ve zaten bir noktadan sonra sevmeye de başlarsınız. Çünkü geri dönüşlerinizle birlikte sevinçleriniz de olacaktır. Fakat yaptığımız işin profesyonel bir iş olduğunu unutmayın. Bu odadan çıktığınız zaman sizin de bir aileniz, kardeşiniz, babanız, anneniz vardır. Farklı toplumsal rolleriniz vardır. Kendiniz varsınız. Tüm bu roller içerisinde eğer kendiniz olmayı başarabilirseniz, bir ötekine de empatik bir anlayışla yaklaşabilirseniz bir ötekinin nasıl duygulandığını ve düşündüğünü anlayabilirsiniz. Kişinin rol yapıp yapmadığını, manipülatif davranıp davranmadığını anlayabilirsiniz. Yeter ki sol beyninizin kapasiteleri, sağ beyninizi tahrif etmemiş olsun. (Evet, Şahi Bey devam edelim mi?)

Ş: Olur.

H: Geçmişte geçirdiğiniz bir hastalık oldu mu?

Ş: Ciddi bir şey hatırlamıyorum.

H: Arkadaşlar bu soru önemlidir. Sağlık özgeçmişi hakkında bize bilgi verir. Geçmişte hangi hastalıklar geçirmiş? Bu hastalıkları nasıl atlatmış? Nasıl bir destek görmüş? Travma var mı? Ameliyat geçirmiş mi? Kuvözde kalmış mı? Tüm bunlar önemlidir. Bununla birlikte sağlık soy geçmişini de soruyoruz. Genetik olarak aktarılmış bir hastalık var mı?  Ailede bipolar, şizofreni, psikotik bir yapı veya organik kökenli bir hastalık var mı? Bunların hepsi değerli bilgilerdir çünkü kişinin sürekli hastalığıyla kendini var eden bir annesi, yakını olmuş olabilir. Kendisini acındırarak ilgiyi bu şekilde çeken bir  danışanınız olunca bunun aslında size ilk görüşmede anlatılan bir hikayeye benzer olduğunu düşünmeye başlamalısınız. Evet, devam edelim… “Annenizin ismi?”

Ş: Merve.

H: Doğum tarihi?

Ş: 1950.

H: Hmm. 1950 demek. Arkadaşlar fark ettiniz mi ben ona doğum tarihini sordum o ise terkar doğum yılını verdi. Neden acaba? Madem sadece yılını verdi, o zaman benim de aklıma şu geliyor: “Demek bu kişi annesinin doğum tarihini tam olarak bilmiyor.” Veya bundan çok daha kıymetli bir yorum düşünmeliyim “Danışanım annesinin doğum tarihini bilmiyorsa bu evde doğum günü kutlanmıyor mu acaba?” Merak edeceksiniz bunu.

S5: Hocam gerçekten bilmeyebilir ve kalabalık bir ailede doğmuş olabilir. Mesela Türkiye’nin bazı bölgelerinde kalabalık aile yapıları olabiliyoruz.

H: Haklısınız. Bazen ekonomik faaliyet kollarından ötürü kalabalık aile yapıları ve cemaat tipi bir yapılanma ortaya çıkabiliyor. Bu durum bir bozukluk mu? Değil. önemli olan bu durumun danışanınızın dünyasında neye denk geldiğidir. Bu durum danışanımızın hiç önemsenmemesine ve ruh dünyasında bir hasara yol açmış mı, buna bakmalıyız.

S7: Hocam bir şey sorabilir miyim? Ölen bir kişinin isminin sonradan doğan başka bir kişiye konulması doğru mu sizce?

H: Değil tabii ki. Ölen kişinin ne olduğu, nasıl olduğu ve kim olduğu önemli değildir. Buna ikame deriz. İkameler adeta bir gölge taşır. Vamık Hoca’nın (Vamık Volkan) ikame konusundaki görüşlerini okumanızı tavsiye ederim. Travmanın da yasın da ikamesi olur. Bazen danışanlarınız doğacak olan çocuklarına “Ya hocam çocuğuma dedemin ismini verebilir miyim?” diyebilir veya farklı şekilde bu tarz durumlarla karşılacaksınız. Asla vefat etmiş birinin ismini (mevkisine, makamına, iyiliğine, güzelliğine bakılmaksızın) kendi çocuklarımıza vermeyelim. Çünkü dünyaya gelen her bebek biriciktir ve kendi şahsına münhasırdır.

S8: Benim iki oğlu da aynı ismi olan bir tanıdığım var.

S9: Benim de var.

H: Bu konuştuğumuz durumların bir bilinçdışı hikayeleri olduğunu bilin. Dede, kendi oğluna babasının ismini veriyorsa bu anlamlıdır. Bir örnek verelim. Sizin isminiz neydi?

S10: Tuğcan.

H: Tuğcan kendi kızına Tuğcan ismini verdi diyelim. Düşünsenize, baba içeriden “Tuğcaan,” diye seslendiğinde hem Tuğçan hem de kızı aynı anda bu sese baktığını! Buradaki ses, eş olan Tuğcan’ı mı yoksa kızı olan Tuğcan’ı mı kastediyor? Hangi Tuğcan? Oysa babanın seslendiği kişinin eşi olan Tuğcan olduğunu düşünelim. Bu durum belki kız çocuğu olan tuğcan’nın bir ömür boyu kafa karışıklığına neden olabilir. Bu kafa karışıklığı, duygularını değiştirmekle birlikte her şeyi etkileyebilir. Kısacası bu konuda bir şeyden eminiz ki o da vefat etmiş kişilerin isimlerinin sonraki kuşaklara verilmemesi gerektiği konusudur. Evet, devam edelim ilk görüşmemize. “Annenizin mesleği?”

Ş: Ev hanımı.

H: Arkadaşlar neden önce annesiyle ilgili bilgileri edinmeye başladım biliyor musunuz?

(Sessizlik…)

H: Çünkü “bağlanma”, ilk olarak anne ile başlar. “Anne ve babanızın evlilik tarihleri?”

Ş: Evlilik tarihini hatırlamıyorum.

H: Bu da önemli bir soru arkadaşlar. Mesela kaç kişi aramızda -parmak kaldırmadan içinizden cevap vererek- anne ve babasının evlilik tarihini biliyor?

S11: Şimdi parmak kaldıralım mı?

H: Hayır, kaldırmayın. Cevabınızı içinizden verin. Çift terapisinde bu duruma daha çok dikkat etmelisiniz. Çiftlere, anne ve babalarının evlilik tarihlerini sorduğunuzda bu durumun onlar için önemli olup olmadığını anlayabilirsiniz. Burada onların size verdiği bilgiyle evdeki ilişki durumları hakkında belli bir öngürünüz oluşabilir. Bir evlilik tarihi, büyük törenlerle kutlanıyorsa da anlamlıdır, hiç kutlanmıyorsa da anlamlıdır, sade bir şekilde kutlanıyorsa da anlamlıdır. Burada durumun özüne bakmalıyız.  Bazen de doğum günleri, bir bando ekibiyle kutlanıyor. Sormam lazım tüm bunlar kimin ihtiyacı? Veya sünnet törenleri çok şaşaalı yapılıyor, pardon sütten bırakma töreni demek istedim.

S12: Diş partisi var onu duydunuz mu hocam? Yeni çıktı.

H: Yeni mi? Bilmem.

S1: Hocam yine ortada bir çocuk var. Bir de baby shower’lar var mesela ama ortada çocuk yok.

H: Tüm bunlar birer ihtiyaç deyip konuyu kapatalım. Evet, devam edelim. “Babanızın ismi?”

Ş: Fatih.

H: Bu bilgiler basit gibi gelebilir ama değerli bilgilerdir. Çünkü bazı isimler kültürel kodlar taşır. Bize konulmuş her adın arkasında bir hikaye saklıdır. Şimdi düşünmelisiniz bu insana Fatih ismi neden konulmuş? Bu kişinin babası bir asker olabilir mi? Veya olmayabilir de. “Babanızın Doğum tarihi?”

Ş: 18 Nisan 1950.

H: Fark ettiniz mi, babasının doğum tarihini ayrıntısıyla verdi. Bu gibi bilgileri öğrendikten sonra artık sıra kardeşlere geliyor. Kardeşlerin isimlerini, doğum tarihlerini, mesleklerini soruyorsunuz teker teker. Örneğin siz bunları öğrenmeye çalışırken danışanınız bazen bir bir kardeşini unutuyor. Buraya hemen işaret koymalısınız. En büyük kardeş ve en son kardeş de önemlidir. Eğer kardeşlerden evli olanlar varsa onları da soruyorsunuz. Bunları öğrendikten sonra “ilk görüşmemiz bitti” diyerek bir çerçeve çizmelisiniz. “Seansımız 45 dakika sürecek, ben 45 dakika sizi dinleyeceğim, haftanın bir günü ya da iki günü (yönteminize göre) sizinle kararlaştırdığımız saatte ben burada olacağım, siz geldiğiniz zaman bundan sonra sizi kapıda karşılamayacağım, randevu saatimiz başladığı anda kapıyı çalıp girebilirsiniz.” deyip durumu izah etmelisiniz.

Ya da gidip bekleme salonundan çağırabilirsiniz. Hangi ekole göre çalışıyorsanız öyle davranabilirsiniz. Fakat bundan daha önemli olan şey şu ki “gerçek” olmanız, “kendiniz” olmanız ve “doğal” olmanızdır. Yani “ben şu kurama göre şimdi selam vereceğim” diye bir şey yoktur veya “ben şu kurama göre bireysel görüşme yapacağım” diye bir şey yoktur. Kuralları bileceksiniz, çerçevenizi bileceksiniz ve kendiniz olarak görüşmeyi yapacaksınız. Özellikle şu soruyu sormam lazım, diye bir şey yoktur. Herkes soruyu farklı sorar. Soru sorarken de karşı tarafı kaçırmamalısınız. Karşımdaki kişi ilk görüşmenin 45 dakikasında bana ne anlatmak istedi? sorusunun yanıtını kendinizde bulmalısınız. İlk görüşmeden itibaren çerçeveniz net olmalıdır. Çünkü çerçeve sizi koruyacak olan tek şeydir. En önemli şeyi unuttum; intihar. Bunu kesinlikle soracaksınız. İntihar sadece üç hafta çalışabileceğimiz bir konu. İntihar mefhumu, intihar nedir, intihar gerçek midir yoksa sahte midir, sahte intihar nasıl olur, gerçek intihar nasıl olur… Bir insan size intihardan bahsediyorsa bu durum aciliyet gerektirebilir. Ama gerçek intihar ve gerçek olmayan intihar üzerine bir çalışma yapacağız sizinle. Çünkü en korkulan şeydir bu. Danışan kendine zarar verecek kaygısını taşıyıp bunu üstünden atamayan süpervizyonluğunu yaptığım psikolog arkadaşlar var. Sizin göreviniz hem kendinizi hem de danışanınızı korumaktır. Nasıl? Danışanınız, imtihar etmeyi düşündüğü an acile gitmesini söylemelisiniz. Çünkü intihar olasılığı varsa gerçekten ihtihar söz konusu olabilir. Şakası yok bu işin. Örneğin bir ergen, intihardan bahsediyorsa hemen terapistliği bir kenara bırakıp bu konuyu önemsemelisiniz. Bir insanın hayatı, her şeyden daha kıymetlidir. İntiharın gerçekten düşünülüp düşünülmediğini veya intiharın bir savunma mekanizması mı olabileceğini ayırt etmelisiniz. Evet sorusu olan var mı? Bu günlük bu kadar yeterli. Birazdan seansım başlayacak.

S13: Hocam hani bir şekilde diyoruz ya danışan şunu, şunun için yapmıştır bunun için söylemiştir diye ama bunlar bizim öngörülerimiz ve böyle düşünüyoruz ve böyle hipotez kuruyoruz. Böyle yaparak danışana önyargıyla yaklaşıyor olabilir miyiz?

H: Zaten hep bunu vurguladım arkadaşlar. Bunlar hepsi birer hipotez. Gerçek de olabilir yanlış da olabilir. Tüm hipotezlerin cevabı da yine karşınızda oturan kişinin içindedir. Onun içinden bağımsız davranamazsınız. Bu hipotezleriniz belki bir yere kadar doğru olabilir ama sonra yanlışlanacaktır. Danışan bir şeyler anlattığında sizin hissettiğiniz ve düşündüğünüz şey, sizinle ilgili mi yoksa danışanla mı ilgili? Bunu kesin ayırt etmelisiniz. Sizinle ilgili olan kısmı, ayırt edemiyorsanız siz de terapi desteği almalısınız. Zaten bu işler süpervizyonsuz da olmaz. İlk görüşmede çalışamayacağınızı düşündüğünüz bir vakayı, kesinlikle almamalısınız ve bu anlamda danışana da yol göstermelisiniz. Öyle vakayı almamak da olmaz. Bu bizim etik ilkelerimizle asla uyuşmaz. Almadığınız vakayı başka bir uzmana yönlendirmelisiniz ve size başvurmuş kişiye yol göstermelisiniz. Evet bu günlük bu kadar yeter. Umarım keyifli ve verimli olmuştusr sizler için. Diğer hafta, önce Heinz Kohut’un hayatını daha sonra da Kendilik Psikolojisi’nin temel kavramlarını öğrenmeye çalışacağız. Haftaya görüşmek dileğiyle.”

Paylaşmak önemsemektir!

Hasan DEMİR
Hasan DEMİR
Uzm. Kln. Psk. Hasan DEMİR İstanbul Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık bölümünü bitirdi. Master eğitimini İstanbul Ticaret Üniversitesi Uygulamalı psikoloji alanında çocuklarda öfke çalışmasıyla 2010 yılında tamamlamıştır. 2016 Yılında Yakındoğu Üniversitesinde Klinik Psikoloji alanında “Ergenlerin duygusal zekâları ve öfke düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi” çalışmasıyla klinik psikolog unvanını almıştır. Eğitim kurumlarında uzman danışmanlık, psikoloji yayınlarında danışmanlık, özel eğitim kurumlarında danışman olarak çalışmalar yapmıştır. Bireysel Psikoterapi, Yetişkin, Çocuk ve Ergen Terapisi, Aile ve Çift Terapisi, Farklı gelişen çocuklar ve Travma alanlarında birçok eğitim alan Hasan Demir, Psikoterapi çalışmalarına İstanbul’da devam etmekte olup Avusturya’da Sigmund Freud üniversitesinde Doktora programına devam etmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.